Bir mezarlık bekçisi gibiyi bekliyorum. Ölüler uyansa diye, keyfi yerinde ama beklentili. Hayatında devam eden her insan gibi, bir değişiklik bekliyor gibi. Sevmeyi bekliyor gibi aşık olduğu birinden. Hayatın içinde ama bitsin diye bekleyen biri gibi. Uzaklardan medet ummayan bir yerden ama sanki bu hissizlik uzaklardan gelen bir şeyle bitecek gibi bekliyorum. İçimde iyi bir his var gibi bekliyorum.
yersizlik
17 Ocak 2026 Cumartesi
2 Kasım 2025 Pazar
Şiir hiç sevmem
Ey anılar, benim anılarım
Ne çıkar azıcık yaklaşsam size Bir deniz kıyısını, bahçeli Küçük bir evi ya da Sözgelimi bir yaz tatilini Şöyle bir yedeğime alıp da Yaklaşsam yanınıza Ey bir kır yolu, pembe bir bulut Bir yağmur sonrası, bir günbatımı Geri vermez misiniz bana Bir yüzün her şeyden önce belli belirsizliğini Sonra da belki daha yakından Bir duruşu, bir durgunluğu ve Ne bileyim işte kısa bir dalgınlığı Ardından Sessizlikle kuşatılmış o tanıdık sözleri Ve hattâ bir sarılışı O içten öpüşleri Bilmem ki Geri vermez misiniz bana.1 Şubat 2025 Cumartesi
Ölüm iki gün öncesine kadar beni hiç korkutmazdı. Hatta ölebilme fikrini rahatlatıcı bulurdum Cioran gibi. Bir acil çıkış merdiveni, akıl hastanesi ve ailemin evi gibi görürdüm. Sonsuz bir rahatlık, sınırsız bir boşluk olduğunu düşünürdüm. Fakat çok sevdiğim birinin ani ölümü sonrasında bütün paradigmam sarsıldı. Geleceğimi sigortaladığım, sırtımı yasladığım birinin yok oluşu ile birlikte boşlukta asılı kaldım. Ani ölümden korkar oldum. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Hayalini kurmayı beceremediğim geleceğimin bütün rizikolarını üstlenen ve onun benim için kurduğu hayale inandığım ve beni uğraştan kurtaran o kişinin yokluğu ile kendi geleceğimin rast geleliğiyle yine baş başa kaldım. İlk defa başıma gelecekleri bir üçüncü kişiye emanet etmiştim.
Hayat artık o kadar da naif değil.
14 Ekim 2024 Pazartesi
İktidara başkaldırmak saçma bir ifadedir. Kötü yönetime karşı çıkmak kibirliliktir. Fakirleri, eğitimsiz küçük çocukları, kadınları, Afrika'daki açları önemsemek hadsizliktir. Dünya varoluşundan beri Tiran üstüne kurtarıcı, hastalık üstüne bereket, fırtına sonrası güneşi her zaman göstermiştir. Sizin yaşam sürenize kötü iktidarlar, darbeler, salgınlar, krizler gelmişse bu birkaç kişinin suçu değildir. Kötü bir yönetimin suçu değildir. Evet onları sevmeyebiliriz ama onlara baş kaldırmaya çalışmak nafile bir çabadır. Size böylesi denk geldi diye dünya rayından çıkmış demek değildir. Çocuğunuz o tiranı büyük ihtimal ile görmeyecek bile, belki de görebilir. Ama hiçbir şey sonsuza kadar süremez. Davranmasından farklı davranabilmesi beklenmeyen birini davranışından yine de sorumlu tutabilir miyiz? Bir diğer ifadeyle, kötü, kötülük yapmazsa, konuşacak, dertlerin için sorumlu tutacağın bir özne nasıl bulacaksın? Sen sadece şanssızsın. Farklı bir zaman aralığında doğmalıydın.
6 Ekim 2024 Pazar
29 Eylül 2024 Pazar
Sorun unutma yanılgısını taşımak. Unuttuğumuzu sandığımız her şey bugün büründüğümüz insana teşekkül etti. Ama hiç mi hiç değişmedik aslında. Aynaya bakmak, uzunca bir süre bakmak bu yüzden ürkütücü. Taşıdığımız beden ruhtan izinsiz her deforme oluşunda, her çizikte, her buruşmada, her sarkmada ruhu yüzü üstü bırakıyor. İzinsizce bu yaralıyor ruhu. İzinsizce sabote ediyor secayasını. Başta hep unutma yanılgısı ile rahatlayıp sonra asla unutamayacağına emin bir mutsuzlukla uyanmak lanet mi? Oysa ki hepsi onun suçuydu. Bir nostaljiye takılı kalmak, nostaljiyi yaratmak ve her gün tekrar yaşatmak; bırakmak ve takılı kalmak. Hikayeyi her şeyi üçüncü şahıs olarak yaratmaya, yaratırken kendini oynamaya devam ederken hepsini baştan görüp kabul ederken, hepsi onun suçuydu. En büyük korkusunu kendi kurgulaması, yapayalnız bir anıyı tekrar tekrar yaşaması kendi küçük cehenneminde, yaratıcı rolüne geçip yapayalnız kalmasıydı.
Öne Çıkan Yayın
"Sessizce kendi kendime konuştum, alaycı bir tavırla başımı omzuma dayadım. Ne diye tasa çekiyordum sanki : ne tıkınacağımı, ne içeceği...
-
Bir mezarlık bekçisi gibiyi bekliyorum. Ölüler uyansa diye, keyfi yerinde ama beklentili. Hayatında devam eden her insan gibi, bir değişik...
-
"Sessizce kendi kendime konuştum, alaycı bir tavırla başımı omzuma dayadım. Ne diye tasa çekiyordum sanki : ne tıkınacağımı, ne içeceği...